Designed by Veethemes.com

Son Yayınlar




















Daha  beş aylık bebekken, 27 Mayıs 1960 tanışmışım onunla.
12 Martta 1971 de ise ilkokulu bitirmek üzereydim, net bir şekilde hatırlıyorum muhtırayı.
1980 in 12 Eylül'ünde sınavıma gidemeyeceğimi Mehmetçikten öğrenmiştim Nispetiye caddesindeki otobüs durağında. Bunu yazmıştım daha önce..

Ve 15 Temmuz, 36 yıl sonrası..

22.26 Oğlum Ali Gür telefonumda; 
Baba boğaz köprüleri tek yönlü trafiğe kapatılmış. Ben Bebekte arkadaşımın partisindeyim. Ne oluyor bir bakar mısın internete?
Dooğru, en hızlı haberlerin bulunduğu Twitter'e giriyorum.
Kimse bir şey bilmiyor ama çeşitli olasılıklar yazılıyor.
Darbe mi oluyor? Terör saldırısı ihtimali mi var? vs.
Ancak her iki köprünün Jandarma tarafından Asya Avrupa yönünde kapatılmış olduğu anlaşılıyor.
Ve sabaha kadar twitter'da kalıyorum.

Whatsapp grubumuzdaki kadim arkadaşlarımla sürekli temas halindeyiz artık...

22: 43 Hakan Ataer; Köprüler kapandı.
22:44 Ben; Ama tek yönlü kapatıldı.

22:45 Bülent Elmacı; Haber kirliliği
22:45 Ben; Askerlerin polisleri göz altına aldığı iddiası var.
22:45 Ali Kalıpçı; NTV veriyor
22:45 Ben; Ne veriyor bir şey yok orada, sosyal medya twitter da son haberler

22:46 Hakan; CNN Türk
22:47 Ben; Twitter da acaip şeyler var
22:47 Filiz Babal; HaberTürk de veriyor.
22:47 Ben; Gn. Kurmay Başkanı rehin alınmış diyenler var.

22:47 Hakan; Asker evlerine gidin dışarı çıkmayın diyormuş
22:49 Ben; Hakan bilgi nereden?
22:50 Hakan; Köprü üstünde Emirin arkadaşları mahsur kaldı.
22:50 Ben; Gür de Bebek te. Türk Hava Sahası askeri uçuşlara kapatıldı diyor.

Temasımız sabaha kadar devam etti. Ne yazık ki karanlık bir geceyi sosyal medyada arkadaşlarımla evde ailemle televizyon başında yaşadık. Doğumumla başlayan ve aynı zamanda ülkemin yakın tarihinin karanlık günlerinin sonuncusu olduğuna inanmak istediğim ve temenni ettiğim günler yaşanmasın bundan böyle. Vatanım için hayırlı olmasına dua ediyorum. 
















Bu yazıyı galiba 2008 de mail grubumuzda yayınlamıştım. Güncelleyerek blogumuzda yayınlanması faydalı olur düşüncesindeyim.
Benim penceremden baktığım bu yazıda sizlerin de mutlaka ekleyecekleriniz vardır. Bir dönemin acısını yaşayan bizleri bir an için 37 yıl geriye götürmek istedim. Bu olayı bizden yaklaşık 30 kişi beraberce yaşadı. Okulumuzdan da 550 kişi yaşamıştı.

O gün ilginç bir biçimde derse girme ihtiyacı duymuştum, uygulama dışındaki derslere girmiyordum halbuki. Çoğumuz gibi. Ali Rıza Hoca Yüksek Analiz 1 dersini anlatıyor bizde Kenan'la bitse de gitsek modunda dinliyor görünüyorduk.

Ders Maçka'da ana binada üst katta idi. Okulda o gün bir hareketliki... Sloganlar falan... Seçim varmiş,temsilci seçimi Maden'de.

Hoca ders anlatırken bir anda kapı açıldı içeri biri girdi ve

-Arkadaşlar dersleri boykot ediyoruz çünkü ........       dedi.

O arada galiba seçimde karışıklık oldu ki polis ve asker olaya el koyma ihtiyacı (yada fırsatı) duymuslar (bulmuslar). Hatırlarsanız YÖK de yok ve asker polis özerk üniversitemize giremiyorlar.
O anda hoca çaresizce baktı, sustu. Biz sınıfı boşaltıp doğruca ana kapıya yöneldik ve çıkmak mümkün değildi. Başka çıkışlar falan, mümkün değil. Kenan'la birlikte alt katta bir sınıfa girdik ve beklemeye başladık.
O sırada dışarda arkadaşları tutuklayıp polis otobüslerine dolduruyorlar ve abartısız, üstlerinde tepine tepine götürüyorlardı şere......r. 37 yıl bile bu sahneyi bana unutturamadı. Biz de birşey yapmadığımız için kapıdan paşa paşa bırakılacağımızı konuşuyorduk Kenan'cığımla. Hele şu eyleme katılanlar götürülsünlerde. 

O sırada sınıfın kapısı açıldı gürültüyle. 20 kişi falanız kızlı erkeklı. Bir subay girdi ve askerler:
-Kaldırın lan ellerinizi !
Benim de elimde bond tipi bir çanta var. Sordum (hala ciddiye almıyoruz):
-Çantayı da mı ?
-Sus laaaayn...

Eller havada (benim çanta da havada) ana kapıya doğru götürüldük ve yaklaşık 100 kişi sıraya dizildik. Ancak profil biraz değişik bu grupta. Bir kere kız çok. Sağa sola kaçışarak kurtulacağını sanan ve ben hiç bir şeye karışmadım diye Türkçeyi bile zor konuşan erlere dert anlatmaya çalışan bir grup.
O zaman bizlere lümpen, küçük burjuva falan diyorlardı. Hoş diyenler de 5-10 sene sonra oldular ya.
O arada önden bir grup otobüse bindirilince Kenan, Cemal (Erzurumlu olan soyadı sanırım Karakulak idi) ve ben en öne geldik. Önümüzde 2 er bekliyor dışarısı mahşer gibi kalabalık...
Aslında o günün İstanbul Emniyet Müdürü hemşerim, Divriğiden ve dedemin ilkokuldan sınıf arkadaşı Şükrü Balcı. Ve bir ara görüyorum Feza Büfe'nin önünde. Ben kapıdaki polislere dert anlatmaya çalıştım Şükrü Bey' le görüşmek için. Ama nafile...

Kenan ve Cemal kaçıyor ...
Dışarıdan sigara falan uzatıyorlar yakalanmamış arkadaşlar. 3-4 kilo gibi Birinci ya da Bafra bana verildi ben meşhur çantama yerleştiriyorum. O arada Cemal' de askere yalvarıyor:

-Ne olur, 2 çocuğum var, bırak ben kaçıp gideyim.
-Olmaz
-Ne olur çocuklarım...


Sigaraları yerleştirip arkama bir döndüm ki, ne Kenan, ne Cemal, yoklar...Ruh halimi anlatamam.Terkedilmeyi daha sonraki hayatımda çok yaşadım.Ama arkadaş bu başkaydı ya.
Aaaa yoklar. Harbiden yıkıldım. Arkadaşımın beni satışına mı yanayım. Kaçabilme firsatını kaçırdığıma mı yanayım. Kerizliğime mi yanayım.

Kenan meğer soluğu Beşiktaş iskelesinde almış(o günkü kilosunu da dikkate alın lütfen).Neyse son otobüs geldi. Bu arada tüm polis otobüsleri dolup gittiğinden belediyenin o zaman yeni olan körüklü Ikarusları gelmiş onlarla gideceğiz. Bindik. Arabadaki polise sorduk:
-Nereye
-Gonuşmayın lan.
-Ya nereye memur bey ya (kızlardan biri)
-Kağıthane' ye

O zaman da tercihli yol var, o yola girdik, gidiyoruz durağa yaklaşınca biz düğmeye basıyoruz inmek için. Otobüse binmek için yayalar koşuyor onlara bağırıyoruz
"Kağıthane, Kağıthane"
Artık polisle kanka da olduk. "Ya yapmayın ayıp oluyor" moduna girdiler.

Levazım Okulundayız
Bizi aldılar koğuşlara, birer kampet verdiler, bir de battaniye. İster altina ister üstüne diye. Alta sersen üstün, üstüne örtsen altın üşüyor. Ama ne soğuk. Konserve et, peksimet yesin millet.

Neyse sabahı ettik. Sınıftan 17-18 kişiyiz. Yanyana yatıyoruz. Koğuş yaklaşık 80 kişi. Koğuş temsilcisi seçimle ve tabii ki Halil. O gün dışarıdan yiyecekler falan gelmeye başladı. En çok ve en etkili Eyüp' inkiler. Sporcu ya. En basta ben yatacam dedi Eyüp. Tamam. Herkesle bu yiyecek ve içecekleri paylaşamayacağımız ve yetmeyeceği, zaten Eyüp bize bile binbir nazla verdiği için gece ışık kapatılınca yiyip içme kararı aldık. O gün uyku tulumu da verdiler. Işık söndüüüü... 

Eyüp herhalde yarıya kadar sütü içti kalan 1/2 litreyi de geriye kalan 16 kişi bir fırt ve yanındakine vererek paylaştık, sonra aynı şekilde meyve suyumuzu içtik. Ancak Şemsettin'ten Müslim'e geçerken süt Müslim' in uyku tulumundan içeri dökülünce
"Ne yapıyorsun oğlum"
cümlesi biraz da yüksek olunca koğuşu harekete geçirmisti. Ağır abiler bağırıyordu:
-Beyler sessiz olun, devrimciler saygılı olur
-Devrimci ruh adına susun
-Susun oğlum
-Susun laaaaan!!!!!


Eyüp güreşiyor
Bu arada ertesi gun bir turnuva düzenleyelim de vakit geçsin denildi, her sınıf bir güreşci çıkardı. Biz de Eyüp' ü seçtik ve kurada karşısına 77 lilerden bir arkadaş çıktı yanlış hatırlamıyorsam Kenan. Çok kısa boylu bir arkadaştı. Eyüp'ün ağırlığının yarısı kadar ancak.

Güreş başladı. Daha başlar başlamaz bizimki havada ve tuş oldu. Kazanamadık ancak çok gülmüştük.
Koğuştaki sazla bayağı bir marş ta öğrendik ve söyledik. Oyun havası da oynadık.


Çıkıyoruz
3. gün akşamı, sabahleyin çıkacağımızı söylediler. O gece hep tartıştık.

Çıkacak mıyız? yoksa kalacak 50 arkadaşı alana kadar kampetleri yığıp savaşacak mıyız? 
Neyse sonunda çıkma kararı alındı da sabah çıktık.

Belki bir çoğumuzun siciline işlenip sakıncalı asker olmamıza yol açsa da hoş bir anıydı.
Hatırlatıyım dedim. Hafızamda kalanlarla yazmaya çalıştım. Umarım yanıltmamıştır beni. Benden bu, sizden de vardır sanırım.

Selam herkese.

Ben de biraz katkıda bulunayım;
Dersimiz çok sevdiğimiz hocamız Prof.Dr. Asım Özkan' ın dersi Analiz 2 idi.
Kapıyı açıp giren kişi;
Arkadaşlar, Maden Fakültesinde forum düzenleyen arkadaşlarımızı faşist jandarma basmıştır. Arkadaşlarımız direnmektedir. Onlara destek olmaya gidiyoruz. 
dedi.

Asım Hocamız
Ben bu olayı görmedim
diyerek arkasını döndü. Bizler de sıvışmak için yol aradık ama her taraf tutulmuştu. Ben de “Ne yapayım bir de yürüyüşe katılayım? Bakalım nasıl bir şey” diye mecburen gruba katıldım. Slogan ata ata 20 - 30 metre ilerledik. Ben bir anfiye girdim. Camdan aşağı baktım. Cemselerle askerler gelmiş, süngü takmış, yaklaşıyorlardı. Orta merdivenler boştu. Ama kimse mimlenirim diye oradan inmeye cesaret edemiyordu. Tesadüfen o gün bende takım elbise ve bond çanta vardı. Her şeyi göze alarak orta merdivenlerden aşağı indim. Kapıda bir asker ve hepimize tanıyan sarışın kibar bir polis vardı. Asker beni durdurdu.
Çıkamazsın
dedi. Polis de
O asistan geçsin
dedi ve ben dışarı çıktım. Hemen arkamdan o kocaman kapıları kapattılar. Heyecanım yatışsın diye Feza Büfeye gittim ve bir çay istedim. Çayımı içerken bir de ne göreyim: Bize
haydi arkadaşlar, şöyle yapalım, böyle yapalım
diyenlerin hepsi dışarıda! Ertesi günü içeriye alınmamış az bir arkadaşla Mediko' ya gittik. İlaç ve meyve alıp Kağıthane' ye arkadaşlarımıza götürdük. O gün öğrendim ki Kağıthane ve Hasdal’ın sıkıyönetim komutanı annemin çocukluk arkadaşı Tümgeneral Mustafa Katırcıoğlu imiş. Babamla kendisini ziyaret ettik. Durumu anlattık. Suçlular dışarıda, suçsuzlar içeride dedik. Kendisi
Biz hepsini biliyoruz. En kısa zamanda hepsini salacağız
dedi. Şimdi kendisi rahmetli oldu.

Hey gidi günler. Selam ve sevgilerimle,

O gün benim de hafızamda tüm netliğiyle korunan bir gün.

Ben, Selim ve Erol Habip o gün kıl payı parçayı kurtaranlardan üçü idik. Hüseyin’in anlattığı gibi boykot haberi gelince biz de dışarı çıkmak için hemen sınıfı terk etmiştik, ancak aynen kapıda hüsrana uğrayınca bunun sonunda gözaltına alınma olacağını kestirip ne yapabiliriz diye düşününce aklıma madenin bilgi işlem merkezi geldi. Selim ile zaman zaman orada bilgisayar kart delme makinesinde program yazmaya giderdik. Biz de aynen öyle oraya gittik. Çantadan boş kart çıkarıp çalışmaya başladık. Aslında çalışır gibi yapıyorduk. Biraz sonra telefon geldi ve oranın sorumlusu olan çocuk geldi ve ortamın gerildiğindi bizi orada bırakıp kapıyı üzerimize kilitleyip dekanlığa gideceğini söyledi. Siz çalışmaya devam edin dedi. Biz üçümüz ve Metalürji' den 2 kız ve bir oğlan orada kitlendik. Kızlardan biri biraz sonra endişelendi. Çantam sınıfta gidip almam gerekir diyordu ancak dışarı çıkma imkanımız yoktu. Kızlar endişelenmeye başlamışlardı. Cama gidip dışarı baktık. Okulun dışı askerlerce kuşatılmış otobüslere öğrenciler bindiriliyordu. Bu arada paçayı kurtaran ve oradan sanki rastgele geçen bazı arkadaşları gördük. Kızlar el kol hareketleri ile biz buradayız diye işaret ediyorlardı, onlarda bizi hiç görmemiş gibi yapıp oradan hızla uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Biraz sonra telefon geldi ve dekanlıktan aradılar orada kaç kişi olduğumuzu ve ses çıkarmamızı uyardılar. Dekanlık odasına bile girip dekanın yanında bulunan öğrencileri bile topladıklarını söylediler. Hatta bize bilgisayar odasına geçip orada dipte oturmamız ve ses çıkarmamamızı uyardılar. Kızlar durumun ciddiyetini anlamış hemen çömelmişlerdi.

Biraz sonra bilgisayar odası sorumlusu gelmiş ve ara kapıyı da üstümüze kilitleyip gitmişti. Zaman zaman koridorlardan koşuşmalar, postal sesleri geliyordu. Bir ara dış kapının zorlandığını bile duyduk. Daha sonra bilgi işlem sorumlusu askerlerin oraya girip arama yapmak istediklerini ancak onların burası bilgi işlem merkezi orada kıymetli bilgisayarlar var ve gerginlik çıkınca herkesin çıkartılıp oranın kilitlendiğini söyleyerek bizi kurtarmış.
Orada birkaç saat daha kaldık, Saat 5-6 sularında askerler çekilince gelip kapıyı açtılar ve bize çıkabileceğimizi söylediler. O an ilk yaptığım derhal yandaki erkekler tuvaletine gitmek olmuştu. Saatlerdir kitli kaldığımız sürece acayip sıkışmış idik.

Dışarı çıkarken bizim gibi kurtulan bazı arkadaşlar ile de karşılaştık. Hatta o gün boykot haberini veren solcu arkadaşlar da kurtulanlar arasındaydı.
Akşam götürüldüğünü düşündüğümüz arkadaşların ailelerine haber vermeyle geçti.
O gün anılarımızdan çıkmayacak bir gün olarak tatlı hüzünlü haliyle hep hatırlanacak.

Herkese iyi haftasonları.

Sevgili Hüseyin,
Daha o kadar yaşlanmadık ancak üzülerek bu olayı farklı bir şekilde hatırlaman gerçekten beni üzdü. Bir baba olarak çocuklarınıza anlatacağınız o yıllara ait duygu ve sorumluluk yüklü gençlik anısını maalesef farklı bir boyutta dile getirdiğini sanıyorum.

Olay Maden Fakültesinde Kahramanmaraş olayları ile ilgili bir formun akabinde toplu olarak faşistlerin okula getirilmesi sonrasında askerlerin bizleri okuldan uzaklaştırmaya çalışmaları ile başlamıştı. Hatırlarsanız yazılı kuralların olmadığı keyfi uygulamalarla insanların öldürüldüğü bir dönemdi.
Olayın ana nedeni Türkiye' nin bir şehrinde (Kahramanmaraş) alevi diye insanların öldürülmesini pretesto etmek için yapılan bir forumdu. Bu olay böyle başlamıştı. Keyfi bir boykot talebi hiç değildi. Katillere haykırma cesaretini göstermek kadar onurlu bir davranış olabilir mi? Bugün bunlar yapılamadığı için Sivas' ta insanlar yakıldı.

Sıkıyönetim döneminde bizler kendimize göre muhalefet yaparken o gün sizler bir şey yapmadığınız halde tutuklandınız. Çünkü onlar için İTÜ' lü her genç muhalefet demekti.

Olay çıkaranlar dışarıdaydı diyorsun. Kesinlikle doğru değildi. Maçka binasındaki tüm devrimci gençlerin hepsi otobüsteydi. Hatta daha sonra okula gelen 77 kimyadan İbrahim Bektaş :
Beni de alın ben de onlardanım
deyip zorla otobüse bindi.
Çünkü elebaşı dediğin kişiler yürekli insanlardı. Ülkelerini seviyorlardı ve daha güzel ve mutlu bir geleceği yaratacaklarına inandıkları için bir şeyler yapıyorlardı. Ve o elebaşı dediklerin 12 Eylül Sıkıyönetimi ile yok edildiler. (Bir günde 60 000 Tutuklama) Yok edildiler çünkü bugünkü Türkiye' yi yaratmak için...

Bugünden olaylara bakıldığında suç olacak neler yapıyorduk ki ?
Amerika emperyalizmine karşı çıkmak, sıkıyönetim uygulamalarını ret etmek, özerk üniversiteyi savunmak, demokratik haklar talep etmek, zaman zaman ülkenin sorunları ile ilgili forum düzenlemek, ülkemizin geleceği ile ilgili endişe taşımaktan kaynaklanan görüş bildirmek ve benzer şeyler... Bunların nesi yanlış ?

Askerlikte sakıncalı oldum diyorsun, Hüseyinciğim bu da doğru değil çünkü bu olayda savcılık kovuşturmaya gerek yok dedi. Yalnızca askerler bizi birkaç gün ağırlamak zorunda kaldılar.

Kışladaki o kısa anılara gelince...
Koğuş ağalarınız! sizler rahat edesin diye bir dansözlük yapmadıkları kalmıştı. Çünkü umudumuz bu olaydan sonra sizlerinde sıkıyönetime bir şekilde muhalefet edeceğiniz düşüncesiydi.

Askeri kışlanın birinde aksam saatlerinde bir kanpette saz eşliğinde konserve yemek okul arkadaşlarınla marş söylemek.

Korku ve endişe içinde dostluğu yaşamak ve bir gün sonra dışarıda kalanların ziyaret etmesi ve bir şeyleri paylaşmak. Bu duygu dolu güzellikleri çocuklarınıza bu şekilde anlatacağınızı umuyorum.

Bugün para kazanmaktan öte hiç bir amacı olmayan apolitik toplumsal olaylara sesiz bir kuşak olduk...

Kışladaki bir anımı da ben anlatmak istiyorum.
Bir albay kızını arıyordu. Sinirli ve gergindi. Bağırıp çağırıyordu. O albay şimdiki eşim Çiğdem' in babasıydı. Bizim kayınpeder o günü hep espri ile anlatır, ilk defa orada karşılaşmıştık.

O günler de yaptığımız her muhalefet onurlu ve yürekliydi,
78 kimya da o gün onurlu ve yürekliydi.
Hepinize kucak dolusu selamlar ve sevgiler...