Designed by Veethemes.com















Bu yazıyı galiba 2008 de mail grubumuzda yayınlamıştım. Güncelleyerek blogumuzda yayınlanması faydalı olur düşüncesindeyim.
Benim penceremden baktığım bu yazıda sizlerin de mutlaka ekleyecekleriniz vardır. Bir dönemin acısını yaşayan bizleri bir an için 37 yıl geriye götürmek istedim. Bu olayı bizden yaklaşık 30 kişi beraberce yaşadı. Okulumuzdan da 550 kişi yaşamıştı.

O gün ilginç bir biçimde derse girme ihtiyacı duymuştum, uygulama dışındaki derslere girmiyordum halbuki. Çoğumuz gibi. Ali Rıza Hoca Yüksek Analiz 1 dersini anlatıyor bizde Kenan'la bitse de gitsek modunda dinliyor görünüyorduk.

Ders Maçka'da ana binada üst katta idi. Okulda o gün bir hareketliki... Sloganlar falan... Seçim varmiş,temsilci seçimi Maden'de.

Hoca ders anlatırken bir anda kapı açıldı içeri biri girdi ve

-Arkadaşlar dersleri boykot ediyoruz çünkü ........       dedi.

O arada galiba seçimde karışıklık oldu ki polis ve asker olaya el koyma ihtiyacı (yada fırsatı) duymuslar (bulmuslar). Hatırlarsanız YÖK de yok ve asker polis özerk üniversitemize giremiyorlar.
O anda hoca çaresizce baktı, sustu. Biz sınıfı boşaltıp doğruca ana kapıya yöneldik ve çıkmak mümkün değildi. Başka çıkışlar falan, mümkün değil. Kenan'la birlikte alt katta bir sınıfa girdik ve beklemeye başladık.
O sırada dışarda arkadaşları tutuklayıp polis otobüslerine dolduruyorlar ve abartısız, üstlerinde tepine tepine götürüyorlardı şere......r. 37 yıl bile bu sahneyi bana unutturamadı. Biz de birşey yapmadığımız için kapıdan paşa paşa bırakılacağımızı konuşuyorduk Kenan'cığımla. Hele şu eyleme katılanlar götürülsünlerde. 

O sırada sınıfın kapısı açıldı gürültüyle. 20 kişi falanız kızlı erkeklı. Bir subay girdi ve askerler:
-Kaldırın lan ellerinizi !
Benim de elimde bond tipi bir çanta var. Sordum (hala ciddiye almıyoruz):
-Çantayı da mı ?
-Sus laaaayn...

Eller havada (benim çanta da havada) ana kapıya doğru götürüldük ve yaklaşık 100 kişi sıraya dizildik. Ancak profil biraz değişik bu grupta. Bir kere kız çok. Sağa sola kaçışarak kurtulacağını sanan ve ben hiç bir şeye karışmadım diye Türkçeyi bile zor konuşan erlere dert anlatmaya çalışan bir grup.
O zaman bizlere lümpen, küçük burjuva falan diyorlardı. Hoş diyenler de 5-10 sene sonra oldular ya.
O arada önden bir grup otobüse bindirilince Kenan, Cemal (Erzurumlu olan soyadı sanırım Karakulak idi) ve ben en öne geldik. Önümüzde 2 er bekliyor dışarısı mahşer gibi kalabalık...
Aslında o günün İstanbul Emniyet Müdürü hemşerim, Divriğiden ve dedemin ilkokuldan sınıf arkadaşı Şükrü Balcı. Ve bir ara görüyorum Feza Büfe'nin önünde. Ben kapıdaki polislere dert anlatmaya çalıştım Şükrü Bey' le görüşmek için. Ama nafile...

Kenan ve Cemal kaçıyor ...
Dışarıdan sigara falan uzatıyorlar yakalanmamış arkadaşlar. 3-4 kilo gibi Birinci ya da Bafra bana verildi ben meşhur çantama yerleştiriyorum. O arada Cemal' de askere yalvarıyor:

-Ne olur, 2 çocuğum var, bırak ben kaçıp gideyim.
-Olmaz
-Ne olur çocuklarım...


Sigaraları yerleştirip arkama bir döndüm ki, ne Kenan, ne Cemal, yoklar...Ruh halimi anlatamam.Terkedilmeyi daha sonraki hayatımda çok yaşadım.Ama arkadaş bu başkaydı ya.
Aaaa yoklar. Harbiden yıkıldım. Arkadaşımın beni satışına mı yanayım. Kaçabilme firsatını kaçırdığıma mı yanayım. Kerizliğime mi yanayım.

Kenan meğer soluğu Beşiktaş iskelesinde almış(o günkü kilosunu da dikkate alın lütfen).Neyse son otobüs geldi. Bu arada tüm polis otobüsleri dolup gittiğinden belediyenin o zaman yeni olan körüklü Ikarusları gelmiş onlarla gideceğiz. Bindik. Arabadaki polise sorduk:
-Nereye
-Gonuşmayın lan.
-Ya nereye memur bey ya (kızlardan biri)
-Kağıthane' ye

O zaman da tercihli yol var, o yola girdik, gidiyoruz durağa yaklaşınca biz düğmeye basıyoruz inmek için. Otobüse binmek için yayalar koşuyor onlara bağırıyoruz
"Kağıthane, Kağıthane"
Artık polisle kanka da olduk. "Ya yapmayın ayıp oluyor" moduna girdiler.

Levazım Okulundayız
Bizi aldılar koğuşlara, birer kampet verdiler, bir de battaniye. İster altina ister üstüne diye. Alta sersen üstün, üstüne örtsen altın üşüyor. Ama ne soğuk. Konserve et, peksimet yesin millet.

Neyse sabahı ettik. Sınıftan 17-18 kişiyiz. Yanyana yatıyoruz. Koğuş yaklaşık 80 kişi. Koğuş temsilcisi seçimle ve tabii ki Halil. O gün dışarıdan yiyecekler falan gelmeye başladı. En çok ve en etkili Eyüp' inkiler. Sporcu ya. En basta ben yatacam dedi Eyüp. Tamam. Herkesle bu yiyecek ve içecekleri paylaşamayacağımız ve yetmeyeceği, zaten Eyüp bize bile binbir nazla verdiği için gece ışık kapatılınca yiyip içme kararı aldık. O gün uyku tulumu da verdiler. Işık söndüüüü... 

Eyüp herhalde yarıya kadar sütü içti kalan 1/2 litreyi de geriye kalan 16 kişi bir fırt ve yanındakine vererek paylaştık, sonra aynı şekilde meyve suyumuzu içtik. Ancak Şemsettin'ten Müslim'e geçerken süt Müslim' in uyku tulumundan içeri dökülünce
"Ne yapıyorsun oğlum"
cümlesi biraz da yüksek olunca koğuşu harekete geçirmisti. Ağır abiler bağırıyordu:
-Beyler sessiz olun, devrimciler saygılı olur
-Devrimci ruh adına susun
-Susun oğlum
-Susun laaaaan!!!!!


Eyüp güreşiyor
Bu arada ertesi gun bir turnuva düzenleyelim de vakit geçsin denildi, her sınıf bir güreşci çıkardı. Biz de Eyüp' ü seçtik ve kurada karşısına 77 lilerden bir arkadaş çıktı yanlış hatırlamıyorsam Kenan. Çok kısa boylu bir arkadaştı. Eyüp'ün ağırlığının yarısı kadar ancak.

Güreş başladı. Daha başlar başlamaz bizimki havada ve tuş oldu. Kazanamadık ancak çok gülmüştük.
Koğuştaki sazla bayağı bir marş ta öğrendik ve söyledik. Oyun havası da oynadık.


Çıkıyoruz
3. gün akşamı, sabahleyin çıkacağımızı söylediler. O gece hep tartıştık.

Çıkacak mıyız? yoksa kalacak 50 arkadaşı alana kadar kampetleri yığıp savaşacak mıyız? 
Neyse sonunda çıkma kararı alındı da sabah çıktık.

Belki bir çoğumuzun siciline işlenip sakıncalı asker olmamıza yol açsa da hoş bir anıydı.
Hatırlatıyım dedim. Hafızamda kalanlarla yazmaya çalıştım. Umarım yanıltmamıştır beni. Benden bu, sizden de vardır sanırım.

Selam herkese.

Ben de biraz katkıda bulunayım;
Dersimiz çok sevdiğimiz hocamız Prof.Dr. Asım Özkan' ın dersi Analiz 2 idi.
Kapıyı açıp giren kişi;
Arkadaşlar, Maden Fakültesinde forum düzenleyen arkadaşlarımızı faşist jandarma basmıştır. Arkadaşlarımız direnmektedir. Onlara destek olmaya gidiyoruz. 
dedi.

Asım Hocamız
Ben bu olayı görmedim
diyerek arkasını döndü. Bizler de sıvışmak için yol aradık ama her taraf tutulmuştu. Ben de “Ne yapayım bir de yürüyüşe katılayım? Bakalım nasıl bir şey” diye mecburen gruba katıldım. Slogan ata ata 20 - 30 metre ilerledik. Ben bir anfiye girdim. Camdan aşağı baktım. Cemselerle askerler gelmiş, süngü takmış, yaklaşıyorlardı. Orta merdivenler boştu. Ama kimse mimlenirim diye oradan inmeye cesaret edemiyordu. Tesadüfen o gün bende takım elbise ve bond çanta vardı. Her şeyi göze alarak orta merdivenlerden aşağı indim. Kapıda bir asker ve hepimize tanıyan sarışın kibar bir polis vardı. Asker beni durdurdu.
Çıkamazsın
dedi. Polis de
O asistan geçsin
dedi ve ben dışarı çıktım. Hemen arkamdan o kocaman kapıları kapattılar. Heyecanım yatışsın diye Feza Büfeye gittim ve bir çay istedim. Çayımı içerken bir de ne göreyim: Bize
haydi arkadaşlar, şöyle yapalım, böyle yapalım
diyenlerin hepsi dışarıda! Ertesi günü içeriye alınmamış az bir arkadaşla Mediko' ya gittik. İlaç ve meyve alıp Kağıthane' ye arkadaşlarımıza götürdük. O gün öğrendim ki Kağıthane ve Hasdal’ın sıkıyönetim komutanı annemin çocukluk arkadaşı Tümgeneral Mustafa Katırcıoğlu imiş. Babamla kendisini ziyaret ettik. Durumu anlattık. Suçlular dışarıda, suçsuzlar içeride dedik. Kendisi
Biz hepsini biliyoruz. En kısa zamanda hepsini salacağız
dedi. Şimdi kendisi rahmetli oldu.

Hey gidi günler. Selam ve sevgilerimle,

O gün benim de hafızamda tüm netliğiyle korunan bir gün.

Ben, Selim ve Erol Habip o gün kıl payı parçayı kurtaranlardan üçü idik. Hüseyin’in anlattığı gibi boykot haberi gelince biz de dışarı çıkmak için hemen sınıfı terk etmiştik, ancak aynen kapıda hüsrana uğrayınca bunun sonunda gözaltına alınma olacağını kestirip ne yapabiliriz diye düşününce aklıma madenin bilgi işlem merkezi geldi. Selim ile zaman zaman orada bilgisayar kart delme makinesinde program yazmaya giderdik. Biz de aynen öyle oraya gittik. Çantadan boş kart çıkarıp çalışmaya başladık. Aslında çalışır gibi yapıyorduk. Biraz sonra telefon geldi ve oranın sorumlusu olan çocuk geldi ve ortamın gerildiğindi bizi orada bırakıp kapıyı üzerimize kilitleyip dekanlığa gideceğini söyledi. Siz çalışmaya devam edin dedi. Biz üçümüz ve Metalürji' den 2 kız ve bir oğlan orada kitlendik. Kızlardan biri biraz sonra endişelendi. Çantam sınıfta gidip almam gerekir diyordu ancak dışarı çıkma imkanımız yoktu. Kızlar endişelenmeye başlamışlardı. Cama gidip dışarı baktık. Okulun dışı askerlerce kuşatılmış otobüslere öğrenciler bindiriliyordu. Bu arada paçayı kurtaran ve oradan sanki rastgele geçen bazı arkadaşları gördük. Kızlar el kol hareketleri ile biz buradayız diye işaret ediyorlardı, onlarda bizi hiç görmemiş gibi yapıp oradan hızla uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Biraz sonra telefon geldi ve dekanlıktan aradılar orada kaç kişi olduğumuzu ve ses çıkarmamızı uyardılar. Dekanlık odasına bile girip dekanın yanında bulunan öğrencileri bile topladıklarını söylediler. Hatta bize bilgisayar odasına geçip orada dipte oturmamız ve ses çıkarmamamızı uyardılar. Kızlar durumun ciddiyetini anlamış hemen çömelmişlerdi.

Biraz sonra bilgisayar odası sorumlusu gelmiş ve ara kapıyı da üstümüze kilitleyip gitmişti. Zaman zaman koridorlardan koşuşmalar, postal sesleri geliyordu. Bir ara dış kapının zorlandığını bile duyduk. Daha sonra bilgi işlem sorumlusu askerlerin oraya girip arama yapmak istediklerini ancak onların burası bilgi işlem merkezi orada kıymetli bilgisayarlar var ve gerginlik çıkınca herkesin çıkartılıp oranın kilitlendiğini söyleyerek bizi kurtarmış.
Orada birkaç saat daha kaldık, Saat 5-6 sularında askerler çekilince gelip kapıyı açtılar ve bize çıkabileceğimizi söylediler. O an ilk yaptığım derhal yandaki erkekler tuvaletine gitmek olmuştu. Saatlerdir kitli kaldığımız sürece acayip sıkışmış idik.

Dışarı çıkarken bizim gibi kurtulan bazı arkadaşlar ile de karşılaştık. Hatta o gün boykot haberini veren solcu arkadaşlar da kurtulanlar arasındaydı.
Akşam götürüldüğünü düşündüğümüz arkadaşların ailelerine haber vermeyle geçti.
O gün anılarımızdan çıkmayacak bir gün olarak tatlı hüzünlü haliyle hep hatırlanacak.

Herkese iyi haftasonları.

Sevgili Hüseyin,
Daha o kadar yaşlanmadık ancak üzülerek bu olayı farklı bir şekilde hatırlaman gerçekten beni üzdü. Bir baba olarak çocuklarınıza anlatacağınız o yıllara ait duygu ve sorumluluk yüklü gençlik anısını maalesef farklı bir boyutta dile getirdiğini sanıyorum.

Olay Maden Fakültesinde Kahramanmaraş olayları ile ilgili bir formun akabinde toplu olarak faşistlerin okula getirilmesi sonrasında askerlerin bizleri okuldan uzaklaştırmaya çalışmaları ile başlamıştı. Hatırlarsanız yazılı kuralların olmadığı keyfi uygulamalarla insanların öldürüldüğü bir dönemdi.
Olayın ana nedeni Türkiye' nin bir şehrinde (Kahramanmaraş) alevi diye insanların öldürülmesini pretesto etmek için yapılan bir forumdu. Bu olay böyle başlamıştı. Keyfi bir boykot talebi hiç değildi. Katillere haykırma cesaretini göstermek kadar onurlu bir davranış olabilir mi? Bugün bunlar yapılamadığı için Sivas' ta insanlar yakıldı.

Sıkıyönetim döneminde bizler kendimize göre muhalefet yaparken o gün sizler bir şey yapmadığınız halde tutuklandınız. Çünkü onlar için İTÜ' lü her genç muhalefet demekti.

Olay çıkaranlar dışarıdaydı diyorsun. Kesinlikle doğru değildi. Maçka binasındaki tüm devrimci gençlerin hepsi otobüsteydi. Hatta daha sonra okula gelen 77 kimyadan İbrahim Bektaş :
Beni de alın ben de onlardanım
deyip zorla otobüse bindi.
Çünkü elebaşı dediğin kişiler yürekli insanlardı. Ülkelerini seviyorlardı ve daha güzel ve mutlu bir geleceği yaratacaklarına inandıkları için bir şeyler yapıyorlardı. Ve o elebaşı dediklerin 12 Eylül Sıkıyönetimi ile yok edildiler. (Bir günde 60 000 Tutuklama) Yok edildiler çünkü bugünkü Türkiye' yi yaratmak için...

Bugünden olaylara bakıldığında suç olacak neler yapıyorduk ki ?
Amerika emperyalizmine karşı çıkmak, sıkıyönetim uygulamalarını ret etmek, özerk üniversiteyi savunmak, demokratik haklar talep etmek, zaman zaman ülkenin sorunları ile ilgili forum düzenlemek, ülkemizin geleceği ile ilgili endişe taşımaktan kaynaklanan görüş bildirmek ve benzer şeyler... Bunların nesi yanlış ?

Askerlikte sakıncalı oldum diyorsun, Hüseyinciğim bu da doğru değil çünkü bu olayda savcılık kovuşturmaya gerek yok dedi. Yalnızca askerler bizi birkaç gün ağırlamak zorunda kaldılar.

Kışladaki o kısa anılara gelince...
Koğuş ağalarınız! sizler rahat edesin diye bir dansözlük yapmadıkları kalmıştı. Çünkü umudumuz bu olaydan sonra sizlerinde sıkıyönetime bir şekilde muhalefet edeceğiniz düşüncesiydi.

Askeri kışlanın birinde aksam saatlerinde bir kanpette saz eşliğinde konserve yemek okul arkadaşlarınla marş söylemek.

Korku ve endişe içinde dostluğu yaşamak ve bir gün sonra dışarıda kalanların ziyaret etmesi ve bir şeyleri paylaşmak. Bu duygu dolu güzellikleri çocuklarınıza bu şekilde anlatacağınızı umuyorum.

Bugün para kazanmaktan öte hiç bir amacı olmayan apolitik toplumsal olaylara sesiz bir kuşak olduk...

Kışladaki bir anımı da ben anlatmak istiyorum.
Bir albay kızını arıyordu. Sinirli ve gergindi. Bağırıp çağırıyordu. O albay şimdiki eşim Çiğdem' in babasıydı. Bizim kayınpeder o günü hep espri ile anlatır, ilk defa orada karşılaşmıştık.

O günler de yaptığımız her muhalefet onurlu ve yürekliydi,
78 kimya da o gün onurlu ve yürekliydi.
Hepinize kucak dolusu selamlar ve sevgiler...

Sevgili Gürses
Hafızanda unutmalar başlamış. Beni Unutmuşsun.
Erol Habip var mıydı hatırlamıyorum ama, odada bende vardım.
Doğrudur Selim ile sizler bilgisayar odasında idiniz. Ben ise anfide oturuyordum.
Bir ara Selim kaşkolunu anfide unutmuş almaya geldi. Bana da olayı anlattı, sende bilgisayar odasına gel diye beni çağırdı. Ben de onunla odaya geldim. Senin anlayacağin odada bende vardım. Diğer herşey dediğin gibi.

Sevgiler sunuyorum.






















Merhaba değerli arkadaslarım,

Öncelikle bizleri burada bir araya getirmek üzere blog oluşturan İzzet arkadasımıza ve  fikri ile sebep olan Gönül' e çoook teşekkürler.
İnşallah çok sayıda katılım ile fakülte sıralarımızdaki keyifli topluluğumuza ulaşırız.
Daha sonra daha detayli olarak görüşmek üzere, sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.
Hoşçakalın.

11 Mayis 1982 Pembe Bina
Arkadaşlar merhaba,

Benim için pazar sürprizi oldu bu anı. İçinde unutulmaz anlar var. Anfinin kapısına yakındım, herkes kapının önüne yığılmıştı, kapı açıldığında dışarıda 2-3 asker vardı. G-3 piyade tüfeğini karnımda hissettim, yanımdakiler yapma çekil asker dediler, arkadaki kalabalık bastırınca asker çekildi dışarı çıktık. 2-3 saat kovalamaca, alt kattaki tenis masasının üzerinden atlayarak yapılan müthiş bir kovalamaca.

Kağıthaneye gittiğimizde, kayıt yaptırmadığım için, uyku tulumsuz, soğuktan donarak geçirdiğim iki gece. Bir de gündüz bahçede eğlence maksatlı yapılan güreş oyununda bizim sınıfı temsil eden Eyüp arkadaşımızı tekwando eğitimli bir arkadaşın çuval gibi savurması...

İçerde son gece, ertesi gün bırakılacağımız söylentisi var. Her fraksiyon görüşünü bildiriyor, hiç unutmam bir arkadaş kampetlerle barikat kuralım, direnelim dedi. Askeri kışlada, içerdesin, dışarıya çıkmamak için direneceksin, olacak şey değildi.

Bu arada sevgili Hüseyin de söz alıp, arkadaşlar solculuk nedir bilmezken itü' ye gelerek en azından sempatizan oldum, saşmalamayalım da dışarı çıkalım gibi sözleri olmuştu. Anlatılacak güzel anılar. O zaman yapılan olayların gerçekten ne maksatla yapıldığı konusunda şüphelerim var, keşke samimi olarak demokrasi, insan hakları, barış ve özgürlük adına yapılsaydı. Bugün daha farklı olurduk. Aradan geçen yıllarda o günlerde daha fazla demokrasi ve özgürlük olduğunu görüyoruz, ama herhalde bize fazla geldiği için artık yok. Hakikaten yıllar öncesine gidip yaşamak çok güzeldi. Olayı yıldönümünde hatırlayıp , hatırlatanlara teşekkürler, selamlar, sevgiler .



















Merhaba Arkadaşlar

Mezun olduktan sonra memleketime (Susurluk) döndüm. 86 yılında evlendim ve eşimin işi nedeniyle Manisa'ya yerleştik. Vestel'de bir süre Elektronik mühendisi olarak çalıştıktan sonra eşim istifa ederek kendi işini kurdu ve 87 yılında elektronik devre imalatına başladık birlikte. Birgün iş yerinde CNC makinasının başında program yaparken eşim yanıma iki bayanla geldi ve benimle tanıştırmak istediğini söyledi, başımı kaldırdığımda kimle karşılaştım biliyormusunuz arkadaşlar. Sevgili arkadaşımız Ayşe Sehare Kızılırmak ile. Meğer iş yerinde kullandığımız kimyasalları eşim Ayşe'nin şirketinden temin ediyormuş. Daha sonra Ayşe arkadaşım bana elektronik devrelerin kimyasal yolla bakır kaplanması yani delik içi kaplama konusunda kısa bir eğitim verdi küçük bir laboratuvar ile çalışmaya devam ettim..Son birkaç yıldır ben de emekliliğin keyfini çıkaranlardanım..

Biraz da çocuklardan bahsedeyim. 88 doğumlu kızım Gevher Dokuz Eylül üniversitesi ingilizce
İşletme/ekonomi mezunu 2010'dan itibaren İstanbul'da Anadolu Holding'de çalışıyor, evli.
93 doğumlu oğlum Eymen YTÜ makina müh. bölümünden Haziran ayında mezun oldu.
Benim hayat hikayemde işte böyle arkadaşlar.

Bizleri tekrar aynı çatı altında buluşturan İzzet arkadaşıma gayretlerinden dolayı, Gönül arkadaşıma da fikir öncülüğünden dolayı teşekkür ediyor tüm arkadaşlarımı sevgiyle kucaklıyorum.




















Arkadaşlar merhabalar
O gün ile ilgili bende bazı eklemeler yapmak istiyorum. Ben rahatsızlığım nedeniyle sabah hastahaneye gitmiştim. Okula geç geldiğimden direkt olarak pembe binaya gittim ve dersten kaçan bazı arkadaşlarla çay içiyorduk. Arkadaşların tutuklandığı haberi gelince otobüslerin yanına gidip sigaralar vermiştik.

Ben ve Vedat, Arif Kod'u göremeyince gidip abisine haber verdik. Abisi akşam eve gittiğinde Arif'i evde görünce çok şaşırmış. Aynı şaşkınlığı biz ertesi gün Arifi okulda görünce yaşadık. Olayların ardından arkasına bakmadan ve bizleri araştırmadan eve gitmiş.

Ertesi gün Taci Mediko' nun kapısında oturmuş bizlere isteyeceğimiz ilaçların listesini veriyordu. Alınan ilaçlar ve meyveler Kağıthane'ye götürdük. Kışla kapısında şarkı söylerken bir arkadaşımızın annesi sert bir ses ile "asıl anarjist bunlar ve dışardalar, benim oğlum içerde" diye askerlere çıkışıyordu.

Hüseyin, bizleri eski günlere götürdüğün için teşekkürler.

Arif bu tür hatıralarımızın kaybolmaması için web sayfamızda bir yer ayırıp ortak anılarımızı toparlamaya ne dersin.

Halil Kardeşim ne güzel döktürmüşsün hala formundasın.

Sevgili arkadaşlar, anıları okuyunca yaşı falan unuttum. Halilin dediği gibi daha genciz diye düşünüyorum. Ne güzel günlerdi o günler. Bizleri de bunca yıl sonra bir arada tutan bu anılar olsa gerek. Galiba kötü anılar unutulmuyor.

Hafızalara da hayran kaldım yani, mekan ve isimlerle ne güzel yazılar onlar. Gelelim o güne ; birinci katta tuvaletin penceresinden (A-1 tarafından) aşağı atlamıştık. Sevgür, Hakan Hızır vardı diye hatırlıyorum.(Sevgür bide sen anlat) Sonra da Feza Büfe'ye gittiğimizi hatırlıyorum.

80 öncesi ve sonrası çok güzel anılarımız da vardı. Bir ara onları da döktürelim. Boğaz gezileri, Taşlık muhabbetleri gibi.












Merhaba arkadaşlar,

Önce yazıma bu kadar destek geldiği icin herkese teşekkür ederim. Elbette olumlu yada olumsuz eleştiriler de olacaktı. Ben kendi penceremden bakıp o günün ruhunu çok bozmadan suya sabuna dokunmadan yazmak istedim. Ama gerek sevgili Yaşar' ın konuyu açması gerek sevgili Halil' in eleştirileri beni cevapsal, hatırlatıcı, daha detay bir yazı yazmaya itti.
Sevgili Mutahhar, çok iddialıyım ders Ali Riza Hocanın dersiydi. Asım Hoca bize ilk sınıfta gelmişti, halbuki bu 3. sömestir dersi idi.

Sevgili Halil, Kahramanmaraş olayları, 26 Aralık 1978 günü Ökkeş Kenger (sonra değiştirdi Şendiller) adlı o gün 17 yaşında olan bir faşistin (3-4 dönem önce BBP milletvekili)
başlattığı (belli ki kullanılmış) sonunda da binlerce Alevinin öldürüldüğü, tezgahlanmış ama sonunda da 3-5 sene öncesine kadar da hiç bir Alevinin Maraş' da yaşayamadığı bir olaylar dizisidir. 4 gün sürmüştür. Bu olayı bir Alevi olarak benim detayıyla bilmem doğal, ancak o günkü forum bu olayla -hiçbir tarih olarak bağlantısı yokken- nasıl ilgili olabilir. Halbuki biz okula 02 Ocak 1979 günü başladık. Bu olayla ilgili bir forumun okulun açıldığı günlerde yapılmış olması daha mantıklı değil mi? Ayrıca da faşistler (bak ben de faşist diyorum) sınav dönemlerinde okula getiriliyorlardı. Kasım ayında da sınav falan yok halbuki.

Çok iddialıyım bu olay temsilci seçiminde iki fraksiyonun çatışmasıdır ve istemeyerek yapsanız bile polisin jandarmanın okula burnunu sokmasına yol açmıştır. Biz faşistleri sınavdan sınava jandarmanın arasında görürdük o yüzden kavga falan da düşünemezdik, ancak okul da çok kavga gördük fraksiyonlar arasında. Buna diyorsan eğer demokratik mücadele biz onda yoktuk, olmadık da birçok arkadaşım gibi. Yoksa o dönemde politize olmuş bir siz miydiniz sanıyorsun.. Taa liseden insanlar ot olmaktan kurtuluyorlar ve o üniversitelere ancak ot olmadıkları için girebiliyorlardı. Hatırlayın üniversite sınavı daha çok bilgiyi değil, genel yetenek bilgisini sorguluyordu.
Tabii ki, ne güzel söylemişsin hiç birşey yapmadığımız halde -sizler dediklerin- tutuklandık. Ama bak hala potansiyel tehlike, muhalefet çok büyük çoğunlukla bizleriz.
Ben olay çıkaranlar dışarıdaydı diye yazmadım, hele elebeşı kelimesini hiç kullanmadım, kullanmam da, hos bir kelime değil. Bir daha kontrol et istersen. Ancak bana dışarıdan sigara veren ve gördüğüm birkaç arkadaş bizden daha keskin arkadaşlardandı. Olayı kimin çıkarttığını bilmem derste olduğum için mümkün değildi.
Siz o gün suç olacak hiç birşey yapmadınız (bunu da kim yazdı bilmiyorum ama vallahi ben yazmadım, tüm sınıfin yazdığını bana mı yükledin ne). Siz ne yaptıysanız haklı, bizde neyi eksik yaptıysak haksızdık ancak aradaki çatışmalar bizi üzerdi ve bizi sizden uzaklaştırırdı.

Hatta sevgili Yaşar yazana kadar yazmayı düşünmüyordum ama yazayım. Bak ne oldu. O gece çıkıp çıkmamayı tartışıyorduk, kampetleri kapıların arkasına yığıp yığmamayı. Ben söz aldım senden. Dedim ki:
Arkadaslar, bizler bir çoğumuz buraya lümpen küçük burjuva olarak geldik (ben asla kabul etmememe rağmen) ama burada marşlar öğrendik, devrimci mücadele hakkında bilgi sahibi olduk ve hatta sizin birer sempatizanınız olduk. Ama bizi bu kavgaya, bu şekilde ki bir mücadeleye sokarsanız eğer, bizi korkutur kendinizden soğutursunuz 
dedim.Bu esasta bir konuşma yaptım ve hatta bu şekilde konuşacağımın senden daha önce onayını aldığımı bile hatırlıyorum. Bunun üzerine oylama yapıldı ve bizim koğuştan sabahleyin çıkma kararı alındı. Sonucta da 7 koğuşun 4 ünde çıkma 3 ünde savaşma kararı çıkınca topluca çıkıldı. Sanırım 50 arkadaşta 1 hafta Alemdağ'da kaldıktan sonra bırakıldılar.

Koğuş ağası bir espri idi bundan alınabileceğini düşünmemiştin. Senin ciddiliğinin arkasındaki gülümseyen yüzün hep belleğimde kalmış, belli ki ona güvendim. Yine de özür dilerim. Bizlerin özellikle ben ve Yaşar Türkmen' in fırlamalıklarına (bağlamayla hep misket oynardık), koğuş disiplinini bozmamıza alttan aldığının da farkındaydım. Ama bunu dansözlük yaptım diye yorumlamana gerek yoktu diye düşünüyorum.

Sakıncalı konusuna gelince ben sakıncalı askerlik yaptım ama sebep bu muydu yoksa üstüne bu da gelince mi oldu bilmiyorum.
Çocuklarımıza da benim anlattığımı okutacak halimiz yok neyi hissettiysek onu anlatıyoruz zaten. Farklı boyuta getirdiğimi belirttiğin anılarımız 29 yıl sonra yazdığım için canlandı bak. Kendimize göre düzeltip anlatırız.
Halil' ciğim düzetmek istedim sadece.
Selam herkese.



















Canım arkadaşlarım,

Ne güzel yazmışsınız, hepsini sırasıyla okudum.
Ben de sınıftaydım. Boykot var denince, biz hemen Kabataş'ta toplanıp Bursa'ya giderdik. Bu sefer biraz farklı olduğunu hissetmişim ki çok acele davrandık. Yanımda yanılmıyorsam Canan vardı veya Belgin. Koşa koşa ana kapıya geldik. Şu an gibi hatırlıyorum, kapıdaki iki asker tüfeklerini ileri doğru uzatarak kapıyı kapattılar.

Çıkış yasak dediler, ben de askerlere alışık olmanın rahatlığı ile herhalde,
benim babam subay bizim çıkmamız lazım dedim ve nasıl oldu, sanki saatler sürdü...
O iki silah geri çekildi ve bize yol verdiler.
Ertesi gün mediko sosyalde ilaç yazdırdık ve meyve filan alıp Kağıthane'ye gittik. Ayşegül'ü gördüğümü hatırlıyorum galiba Erem'de vardı.
Anılarımız bizi o günlere götürdü. Onlar da olmasa sanki biz o günleri hiç yaşamadık.

Sevgiler




Merhaba arkadaşlar....

Bizi burada buluşturan sevgili İzzet arkadaşımıza çok teşekkür ediyorum. 
Herkese sevgiler selamlar...























Sevgili izzet,
Bizi daha güzel bir ortamda bir araya getirdin, teşekkürler.
Yaşadıklarımızı bu ortamdan dostlarla paylaşmak güzel olacak.
Sevgiyle kalın..




















Okulu bitirdikten sonra askere kadar bir züccaciye firmasında çalıştım. Askerlik dönüşü İzmir 'de Akdeniz Kimya Fabrikasında vardiya amiri olarak görev yaptım. Daha sonra Petkim sınavlarını kazanarak işbaşı yaptım. Klor-Alkali ve Etilen Oksit fabrikalarında İşletme Mühendisi olarak çalıştım. Bu arada evlendim. iki evladım var. Oğlum Hacettepe Üniversitesinde Dahiliye Asistanı, kızım tıp fakültesi son sınıfında öğrenci. Emekli olduktan sonra kışları İzmir'de yazları ise Ortaköy'deki evimde geçiriyorum. İlk yazı denemem Arkadaşlarıma selam ederim. Tekrar okursam İTÜ 'de öğrenim görmek isterim.






Merhaba,
Bu güzel ailenin bir bireyi olarak burada yer almak onur verici.
Yıllardır kopmadan bir arada olabilmeyi başarmış grubumuzu bu alanda da var ettiği için sevgili İzzet kardeşimize teşekkür ederim.
Şimdilik bu kadar...




















Sevgili arkadaşlarım dilerseniz kişisel bloguma
ve Facebook - Linkedin profillerime ulaşabilirsiniz.























Sevgili 78 Kimyalı dostlar yeniden merhaba,

Gönül'ün öncülüğüne, İzzet'in yardımlarına teşekkürler, sizlerle yeniden buluşmak, haberdar olmak  için yazarların bir an önce çoğalmasını sabırsızlıkla bekliyorum.

Ben 2007 yılında Paşabahçe Mağazaları A.Ş. deki Tedarik Uzmanlığı görevimden emekli oldum,
Kışları kişisel gelişim kurslarına devam edip, yazları da deniz ve güneşin keyfini çıkarmaya çalışıyorum, emeklilikden sonra hayat durağanlaşıyor, o yüzden sizlerden haber almak renk katıyor.
Habersiz kalmama dileklerimle, sevgiler selamlar

Belgin Gelişen




Merhaba 78 Kimya 😊

Yeni ortamımız 'Blogger'da biraraya gelmekten mutluyum.
Izzet arkadaşımıza hepimiz adına teşekkür ediyorum.
Bu işin ben de acemisiyim ilk kez yazıyorum.
Az görüşebildiğimiz yıllar nedeniyle diyaloğunuza belki en mesafeli kalanlardan biri de benim, bu nedenle sanırım emekliden sonra bir nevi tekrar tanışma gibi nerede kalmıştık anımsama gayretime blog haberleri de yardımcı olacaktır.

1983 de evlilik nedeniyle İstanbul'dan İzmir'e niyetiyle çıktım
Ancak eşimin görevyeri Soma-Manisa olarak değişince oradan hayata atılmış olduk.
Iş hayatıma 'EÜAŞ Soma B Termik Santralı' 'Kimya Laboratuvarı sorumlu mühendisi' olarak başladığımda yıl 1986 idi. 1985 doğumlu kızım Demet bir yaşındaydı.1990 yılında oğlum Emre Dora dünyaya geldi. Ben aynı görevde yaklaşık 10 yıllık çalışma sonrası İzmir'e tayin istedim. Orada "TEİAŞ 3. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğü" bünyesinde 'Test Grup Başmühendisliği'nden 'Kimya Başmühendisi' olarak Trafo Yağları Test Laboratuvarı Sorumluluğu göreviyle finale gidip emekli oldum. Halen İstanbul'da çalışan çocuklarımın evi ile İzmir'de mevcut evimiz arasında gidip gelerek hayatı sorumluluklar üzerinden sürdürmekteyim.

Ciddi / kısıtlayıcı bir sağlık sorunum olmadıkça dostlarla diyalog yakınlarımın hayatlarına dokunma gayretiyle emekliliği verimli kullanma niyetindeyim.
Sanırım görüşmemizdeki es bu özetle bir nebze aydınlanmıştır.

Tekrar buluşmanın heyecanı ile her birinizi içtenlikle kucaklıyor hayat arkadaşlarınızı sevgiyle selamlıyorum,





















LinkedIn 

Merhabalar Sevgili Dostlar, 78'Kimya' nın Güzel İnsanları;

Bu blogda daha çok birbirimizden haberdar olup daha fazla dayanışma sergileyebileceğimizi hissediyorum.
Gözden ırak olup gönülden ırak olmamayı başarmış insanlar olarak bu sevgiyi daha da besleyip büyüteceğimize inanıyor hepinizi sevgiyle kucaklıyorum...

Bu fikri ortaya atan sevgili Gönül arkadaşımıza  ve bloggerda yazılarımızı yazmamıza yardımcı olan İzzet kardeşimize de çok çok teşekkürler.




















38 yıl sonra istanbul Teknik Üniversitesinde, kızımız yanımızda değil ama mutluyuz.
Yıllık 77 ve 78 beraber yapılmıştı, benim sayfam aşağıda... hatırladınız mı?





















Sonra ne yaptık ne ettik? aşağıda bulabilirsiniz;

izzet kimdir linkedin
facebook twitter instagram pinterest google+
fotograflarım e-hikaye
yemek enerji izzetguvenilir
karbonkale



















Doğanın kanunu böyle…Belli yaşa geldiğimiz zaman arka arkaya anne, baba veya bir başka yakınımızı kaybediyoruz. Ölüm, zaman zaman çok ani yakalıyor, zaman zaman ise uzun ve yorucu bir hastalığın veya sürecin ardından ortaya çıkıyor.

Bizler, bu süreçte büyüklerimizin yakınında isek şartlar elverdiğince, gücümüz yettiğince, elimizden geldiği kadar görevlerimizin bir kısmını yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu arada zorlanıyoruz, üzülüyoruz, destek arıyoruz. Yanlarında olamıyorsak durum daha da kötü… Çünkü işin içine görevini yerine getirememenin üzüntüsü, sıkıntısı ve vicdan azabı da giriyor.

Biz, yani 17-22 yaş üniversite dönemini hemen hemen gece gündüz bir arada geçirmiş olan insanlar; uzun yıllar birbirini görememiş olanlarımız bile yeniden karşılaştığında sanki hiç ayrı düşmemiş gibi kaldığı yerden devam edebilenler; ve birlikte yola çıktığımız eşlerimiz; enerjimiz azalmaya başladığında, huzurlu, güvenli ve sağlıklı bir ortamda yaşamı paylaşabilsek, Sonuna kadar bir arada yaşayabilsek …

Çocuklarımız, bizim için endişelenmeye gerek duymasa, birbirimize yettiğimizi görerek kendi yaşantılarını huzur içinde sürdürseler, bizler de onlara eziyet etmemenin verdiği mutlulukla, güven içinde, bugüne kadar ertelediklerimizi birlikte hayata geçirerek, sporumuzu yapabildiğimiz, tarımla ve hobimizle uğraştığımız, tesislerinde birlikte yemek yiyebildiğimiz, güvenli, sağlık problemlerine karşı önlemler alınmış, ama hepsinden önemlisi birbirini tanıyan, anlayan, dayanışma içindeki insanlardan oluşmuş bir ortamda birlikte paylaşarak yaşamı büyütebilsek…

Ben Bahargrad’ı kısaca bu şeklide algılıyorum. Bizlerin de yalnız üyesi olmakla değil, bu düşünceyi hayata geçirmeyi planlayan İstanbul Teknik Üniversitesi 78 Kimya Mühendisleri ve yakınları olarak gurur duyacağımız bir yaşam… Bu duygulara katılıyor musunuz? O zaman, herkes elini taşın altına koysun. Bize yakışanı hayata geçirelim. Hem öğünelim hem de ikinci, üçüncü, kaçıncı bahar’larımızı huzur içinde, sağlıklı ve mutlu olarak birlikte yaşayalım.

* * *
Neden Bahargrad?
Günümüzde anlamsız biçimde ingilizce ve fransizca isimler kullandığımız zaman toplumun bir bölümünün algısı olumlu yönde gelişiyor... Kemer Country, Multiflat Residence, Mall of istanbul, Zorlu Center vs. gibi...
O vakit bir Slav kelimesi grad (şehir, kent) kullanarak bu sersem akımla dalga geçebiliriz. Hem bir hikaye sahibi hem de farklı bir isimlendirmemiz olur.

Bahargrad nedir ne değildir?
Orta yaş ve olgunluk çağımızı birlikte yaşayacağımız ve geliştireceğimiz düşümüz, hayalimiz, köyümüzdür.

Yazlık ya da ikinci konut değil sürekli yaşanacak bir yerdir.

İleri yaşa özgü talep ve ihtiyaçlara göre planlanmış, oturanların yönettiği, bireye ve çevreye saygılı, kollektif olanakları olan küçük bir yerleşim yeridir.

Ayrıca denize yakın, fakat deniz kıyısı olmayan bir mekandır.

Bahargrad fiziksel yapısı; yaşam birimleri, sosyal tesisler, yollar, bahçeler ile içerde ve dışarda kullanılan malzeme ve ekipman demektir.

Yaşam birimleri basamaksız, eşiksiz, verandalı, ileri yaşlarda kullanımı ve bakımı kolay ve güvenli olacak biçimde inşa edilir. Yürüyüş yollarında eğim, yüzde beşten azdır.

Bahargrad ticari bir proje değildir, çünkü her ticari kuruluşun amacı kâr etmektir, bu durumda riskten kaçmak mümkün olmaz. Proje ortak/üyelerine para/rant değil huzur ve güven vaad ediyor. İşletmenin amacı kontrollü tarım yaparak masraflarımıza destek olmak, köyde yaşayanların sağlıklı beslenme ihtiyaçlarına yardımcı olmak ve hobi bahçeleri oluşturmakla sınırlıdır.

Yönetim ve işletme, güvenlik, birinci basamak sağlık hizmeti, temizlik vb. işler Bahargrad yönetimi tarafından sağlanır.

Projenin amacı; mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam dönemi geçirmektir.
Bu bireysel amacın sağlanmasını destekleyen Bahargrad projesinin hedefleri;


  • Dostlar arasında güzel bir 50+ dönemi yaşamak
  • Bireysel olmaktan ziyade ortak bir yaşam biçimini destekleyip gerçekleştirmek
  • Bedeni fiziksel olarak sağlıklı tutmak
  • Zihinsel algılama seviyesini korumak
  • Onurlu, sağlıklı, sevimli bir ortamı sürdürülebilir koşullarla yaratmak
  • İTÜ mezunları ve dostları arasında sürdürülebilir sosyal bir yapı kurmak
  • Üyelerin projeyi ülke şartlarındaki ortalama emeklilik geliriyle sürdürmesini sağlamak 
şeklinde özetlenebilir.
* * *
Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir, çıktıkça yorgunluğunuz artar nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler. İ. Berkman

İhtiyar olmaya karar verdiğimiz gün ihtiyarlarız. Jean Anouilh

İnsan, yaşlanınca gençliğinden daha çok iş yapmalıdır. Wolfgang Van Goethe
























Bizler 1978 yılında yolları, İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliğinde kesişen günümüzün mühendisleri arkadaşlığı ve dostluğu sürdürmek istiyoruz. Bunun için birçok şey yaptık bugüne kadar, yapmaya devam edeceğiz.

Ziyaret etmekte olduğunuz blogu yaşayan bir çalışma olarak planladık. Herkes kendi sayfasını - yazılarını yayınlayacak, bakalım ne kadar başaracağız. Temel olarak çok yazarlı bir almanak yaratmak istiyoruz. Haydi hayırlısı...

Aşağıdaki fotograf, son etkinliğimiz 16 Mayıs 2016 Asos gezimizden..

















Üst sıra soldan; Ümit Çıtmacı ve eşi, Nur Yars, Ayla Meriç Yaltı, Hatice Sancak, Kenan Bozkurt ve eşi, Filiz Mete Babal, İzzet Güvenilir, Yüksel Avcıbaşı Güvenilir, Tacettin Babal, Nesrin Bolu Güven, Necmettin Ayan
Alt sıra soldan; Ali Kalıpçı ve eşi, Hüseyin Ergün, Canan Sevindik Şekerci, Ömer Şekerci ve Sema Ayan